TÜRKİYE GÜNLÜK KORONAVİRÜS TABLOSU Toplam İstatistikler
  • BUGÜNKÜ TEST SAYISI 341.854
  • BUGÜNKÜ HASTA SAYISI 27.692
  • BUGÜNKÜ VEFAT SAYISI 237
  • BUGÜNKÜ İYİLEŞEN SAYISI 23.197
Köşe Yazıları

Dijitalleşmenin evresinde…

Dijital dünya düzeni ne mutlak tükeniş, ne de mükemmel düzenden ibaret olmayacak… ■Dijital dünya eğitimden sağlığa, eğlenceden spora her alanda kendini ortaya koymuş durumda… Özellikle pandemiden sonra global olarak işimizi,..

Dijitalleşmenin evresinde…

Dijital dünya düzeni ne mutlak tükeniş, ne de mükemmel düzenden ibaret olmayacak…

■Dijital dünya eğitimden sağlığa, eğlenceden spora her alanda kendini ortaya koymuş durumda…
Özellikle pandemiden sonra global olarak işimizi, gücümüzü, alışverişimizi internet üzerinden yapar olduk.
Eğitimde zorunlu olarak online sisteme geçildi…
Müziğimizi dijital platformlardan dinliyor, kitabımızı dijital ortamda okuyor, hatta sporumuzu online uygulamalarla sanal eğitmenlerle yapıyoruz…
Dijital ortamlarda ağırlıklı olarak görsel bilginin bombardımanı altında kalıyoruz…
Bu maruziyetin işleyen bellek dediğimiz kısa süreli belleği etkilediğine dair yoğun çalışmalar var…
Kullanılmadıkça tozlanan eşyalar gibi zihnimizde de kullanılmayan işlevler budanıyor…
Teknolojinin algılarımızı ve her türlü muhakeme yetisinin de içinde olduğu bilişsel işlevlerimizi değiştirmesi kaçınılmaz…
●İnsan zihni beşikten mezara kadar her türlü çevresel uyaranla şekilleniyor…
En basit örneğiyle ezbere bildiğimiz numaralar, akıllı telefonlardan sonra bir elin parmaklarını geçmiyor…
Beynimiz teknolojiyle etkileşim halinde değişiyor…
Bu değişimin sanat algımızı nasıl etkileyeceği ise merak konusu…
Örneğin sayısız sanal müze gezmek gerçeğiyle eş değer mi?..
Renklere, notalara, dokulara ve yazına bakışımız nasıl şekillenecek?..
İnsansız bir sanat olur mu bilemiyorum ama yapay zekânın sanata el atması ürkütücü…
Çok işlemli, çok filtreli ve çok kurgulanmış şeyler neticede doğallığını kaybeder sosyal ağlar gündelik hayatımızın vazgeçilmezleri haline geldi…
■2020 verilerine göre;
7.5 milyar dünya nüfusunun 5.19 milyarı cep telefonu, 4.5 milyarı da internet kullanıcısı…
●Dünya üzerinde 4.2 milyar mobil internet; 3.8 milyar aktif sosyal medya ve 3.76 milyar mobil sosyal medya kullanıcısı var…
Sosyal ağ penetrasyonuna göre kullanıcılarının yoğunlaştığı alanlar Doğu Asya, Amerika ve Avrupa…
●Doğu Avrupa, Afrika, Merkez ve Kuzey Asya ise ortalamanın altında olan bölgeler…
■Türkiye, küresel ve yerel ölçekte ses getirebilen yerli ve milli bir uygulama geliştiremedi…
Buna rağmen Türkiye, sosyal ağ arzı noktasında önemli bir pazar…
●Türkiye’de 83,88 milyonluk nüfusun 62,07 milyonu internet kullanıcısı…
●Türkiye’de 54 milyon aktif sosyal medya kullanıcısı var…
●Türkiye’deki mobil bağlantı sayısı 77,39 milyon…
●Türkiye’deki mobil bağlantı sayısı Türkiye nüfusunun yüzde 92’sine eşit…
Dolayısıyla her 10 kişiden 9’unun mobil bağlantı gerçekleştirdiği söylenebilir…
■Dünya genelindeki internet kullanıcıları sosyal ağ platformlarında günlük ortalama 142 dakika zaman harcıyor. Sosyal ağların sağladığı yaratıcılık, erişilebilirlik ve paylaşım imkanları insanları cezbediyor…
●Sosyal ağlar, bireylere kendi içeriklerini oluşturup yayımlama ve kısa sürede kitlelere ulaştırma imkanı sağlarken özel şirketler için de elverişli imkanlar sunuyor; reklam hedeflemesi, düşük maliyet, kitlelere daha kolay erişim, bütçe, yönelim ve isteklere göre ürün arzı tahminlemesi, güncelleme ve hedef kitle belirleyebilme bu imkanlardan yalnızca birkaçı…
●Sosyal ağlar bireyler için bir saha olduğu kadar ekonomik olarak da ciddi bir potansiyel alanı dijitalleşmenin dünya ekonomisinden aldığı yüzde 10-15’lik payda sosyal medya platformları kilit bir role sahip…
2019’da piyasa değeri en yüksek on şirketin yedisini teknoloji şirketleri (Apple, Microsoft Corp., Alphabet Inc., Amazon, Facebook, Alibaba ve Tencent Holding) oluşturdu…
●Sosyolojik açıdan ise farklı toplumsal grupların ideolojilerini, fikirlerini ve aktivitelerini farklı kitlelere duyurmaya imkan sağlayan sosyal ağlar, fikirleri görünür kılma ve propaganda faaliyetleri için maliyetsiz bir alan…
●Tüm imkanlarına rağmen sosyal ağlarla ilgili günümüzde ciddi tartışmalar yaşanıyor…
Bu tartışmaların merkezinde ise “birey”, “ekonomik potansiyel” ve “ulusal güvenlik” var…
Uluslararası pazarda sosyal medya platformları yalnızca bilgi, eğlence ve veri paylaşımı gibi amaçların gerçekleştirildiği mecralar değil…
Büyük bir ekonomik havuz ve istihbarat faaliyetleri için de elverişli alanlar…
Bu sebeple sosyal ağlar ulusal güvenlik tehditlerine açık alanlar olarak görülüyor…
Tartışma burada başlıyor…
İnsanların sosyal ağlara kayıt olurken vermiş oldukları bilgiler, sosyal ağlardaki paylaşımları, takipleri, beğenileri vb. tüm eylemler, kişisel bilgi güvenliğinden oy tercihlerinin yönlendirilmesine ciddi soru işaretleri taşıyor…
Güvenlik tartışmaları bireysel alanla sınırlı değil…
Devletlerarası ilişkileri etkileyecek düzeyde ulusal güvenlikle de doğrudan ilgili…
■Unutmamamız gereken bir nokta var…
Bu şirketler vahşi kapitalizmin ve sömürgeciliğin merkezinde yer alıyor ve fark ettiyseniz milyonlarca insana ücretsiz hizmet veriyor…
●Milyarlarca dolar değerindeki bu şirketler parayı nereden kazanıyor diye düşünmüşsünüzdür mutlaka!..
●Akla ilk gelen cevap reklamlardan oluyor tabiiki…
WhatsApp?..
Facebook, WhatsApp’ı yaklaşık 20 milyar dolara satın aldı…
Tüm kullanımı bedava olan, nihai kullanıcısından bir kuruş bile kazanamayan bu uygulama nasıl oluyor da dünyada birçok ülkenin ekonomisinden daha değerli olabiliyor…
Çünkü 2018 Dünya Ekonomik Forumu’nda da altı çizildiği gibi; veri, yeni dünyanın petrolü…
Ve WhatsApp dünyanın en bereketli petrol yataklarından biri durumunda…
■Türkiye’nin, sosyal medya stratejisi bağlamında ne yapmalı:
İnternet ve sosyal ağ kullanımı açısından büyük bir potansiyele sahip olan fakat yerli ve milli sosyal ağ arzı bulunmayan Türkiye, bu konuda geç kalmış olsa da dijitalleşmenin her geçen gün yükselişini ve genişlemesini sürdürdüğü göz önüne alındığında ilk adımı atabilir inancındayım…
●Uzun vadeli bir strateji olarak yerel uygulamalar, özellikle bilgi üretimi ve yayılımını kolaylaştıracak, ekonomik açıdan yeni iş sahalarının oluşumuna katkı sağlayacaktır…
Kısa vadede ise ulusal güvenlik tartışması her geçen gün önem kazanmaktadır…
Merkez ülkelerin çevre ve yarı çevre ülkeleri ekonomik yaptırımlar ve kur manipülasyonu gibi saldırılara maruz bırakması, doğru ve güvenilir iletişim ağlarının önemini artırdı…
Özellikle Türkiye gibi terör tehdidiyle karşı karşıya olan ülkelerde, sosyal ağların denetimi son derece önemli…
●Terör örgütleri, sosyal ağları propaganda faaliyetleri için aktif olarak kullanıyor…
Devletlerin, terör gibi ulusal güvenliğe tehdit oluşturan konularda, küresel bir güç haline gelen sosyal medya şirketleriyle, milli çıkarları göz önüne alarak, sınırları net ve tavizsiz karşılıklı anlaşmalar yapması elzem. Ancak küresel şirketler, bazı devletlerin taleplerine karşı son derece esnek bazı devletlerin taleplerine karşı ise oldukça katı hareket ediyor…
Bu ikircikli tutum özgürlük ve demokrasi bağlamının çok ötesinde, devletlerin egemenlik haklarına taciz, güvenlikleri için tehdit ve ikili ilişkiler açısından güvensizlik oluşturuyor…
●Sosyal medya şirketlerinin, devletler ile ulusal güvenlik tehdidi oluşturacak durumlara karşı ülkelerin yapısal, kültürel, siyasi, sosyal ve ekonomik durumlarına göre değişiklik göstermektedir…
Ortak bir dil kurması elzem…
Ayrıca günümüzün en büyük sorunlarından biri haline gelen ve yaptırımı olmayan yalan haberler, algı operasyonları, manipülatif bilgiler, sahte hesaplar üzerinden düzenlenen linçler, verisiz analizlerin kurgulandığı ve yayıldığı sosyal medya platformları psikolojik, etik ve ahlaki çöküntünün derinleştiği kontrol edilemez hakikat ötesi bir döneme kapı araladı…
●Türkiye’nin bu noktada da cezai yaptırımı olan yeni bir yol haritasına ihtiyacı olduğu açıktır…
Burada dikkat edilmesi gereken rol, dijital çağın insan psikolojisindeki yeri, en önemli bir diğer sonucu da talep etmeden arz edilenler karşısında acizleşmesi…
●Önümüzde sonsuz seçenek olduğunda aslında seçimlerinden sorumlu etkin bir birey sanıyoruz kendimizi…
Oysa başımıza gelen biz istemeden bizim için dikilenlerden kalıbımıza uyanı seçmek…
Dolayısıyla teknolojiyle süslenmiş tüketim çağı bizi özgür kılmak bir yana köleleştiriyor…
●Dijital çağın kapsamına alıp dönüştürdüğü bir başka ruhsal alan da ilişkiler…
Diğer her alanda olduğu gibi ilişkilerde de reel temas yerini daha pratik uygulamalara bırakıyor….
Daha az kelime, daha az ayrıntı ve daha çok emoji ile standartlaşmış iletişimler kuruyoruz…
Yüzyılın başından beri gelen süreçte bu doğal olmayan iletişim tarzına alışıldığını düşünüyorum…
Arada kaçırılan, ıskalanan bir şey var mı diye bakarsak, bence doğal iletişimin topyekûn bir kaybı söz konusu…
●Dokunarak, dudak kıvrımındaki titremeyi fark ederek, gerçek bir aktarımın doyumuna vararak yaşanan ilişkileri kaybetmiş durumdayız…
Ama emojili yeni versiyona alıştık ve kayıplarımızın üzerinde çok da durmaya vaktimiz yok…
Gün içinde aldığımız ve gönderdiğimiz yüzlerce mesaj bizi bu çağın uyarım bombardımanında canlı tutuyor; bu canlılık bir noktadan sonra büyük bir yorgunluğa dönüşse de…
Teknolojinin buna da gerçek hayatta olmayan bir çözümü var; görüldü atmamak veya sessize almak…
Aynı gerçek ilişkideki gibi sanal iletişimin de kendine has tripleri, kıskançlıkları, alınganlıkları var…
Neyse ki etkisi daha kısa sürüyor…
Çünkü insan bu kırılmalarında kısa sürede hazmedip yenilerini tüketmeye güdüleniyor…
●Dijital sömürgeciliğin şirketler ve devletler arasındaki ilişkisine bakış atacak olursak dijital platformların etki alanını daha iyi görebiliriz…
Dijital şirketler şu an platformları üzerinden birçok ülkedeki verileri kendi veri tabanlarına yükleyerek tam olarak bunu yapıyor…
●Peki dijital sömürgecilik, önüne geçilmezse nereye kadar ilerleyebilir?..
Cevap, yine dijital veriyi ticari bir meta olarak ilan eden Dünya Ekonomik Forumu’ndan geliyor…
Forumun 2020 toplantısında konuşan Sapiens, Homo Deus ve 21. Yüzyıl için 21 Ders kitaplarının yazarı İsrailli tarihçi Yuval Harari, geleceği şu sözlerle özetliyor: “Eğer elinizde yeteri kadar veri varsa bir ülkeyi ele geçirmek için o ülkeye asker göndermenize gerek yok. Veriler belli ülkelerin ve şirketlerin tekelinde…
Bu güç her geçen gün daha da büyüyor…
Ortaya çıkan eşitsizlik nedeniyle insanlık, dijital diktatörlüğün yükselişi tehlikesiyle karşı karşıya Bu yarışa ayak uyduramayan ülkeler ya iflas edecek ya da sömürge veri kolonisi haline gelecek…”
■Küreselleşmeye koşut bir dijitalleşme süreci, bizi sonunda her şeyin eriyerek sayısal kodlarla ifade edildiği bir dünyayla yüz yüze getirdi…
Dijital ağlar, hayatımızı birçok yönden kolaylaştırmıştır…
Ancak bu renkli ve büyülü dünya bize birçok kitabı, makaleyi, çok uzaklarda ki sevdiklerimizi gösterebilir…
Hayal bile edemediğimiz insanlarla tanıştırabilir, kısaca dünyanın en uzak noktalarını keşfetmemizi sağlayabilir…
Ama sıcak bir çay ve içten bir merhaba, uzaklardan gelen bir yakınımıza sarılmanın ve elimizi alarak sayfalarını tek tek çevirerek okuduğumuz bir kitabın verdiği mutluluğu veremez…
●Kısaca şunu söyleyebiliriz; salgın nedeniyle dijital bir hayat yaşıyoruz…
Korona virüs bizi “dijital toplum” yaptı…
Burada akla gelen soru şu: Korona virüs’ün arkasında tüm Dünya’yı dizayn etmek isteyen bir güç mü var?
Bu sorunun cevabı evet ise, iki farklı kulvarda mücadele edilmesi sonucu ortaya çıkmaktadır…
Birisi virüs,diğeri ise bahsedilen güçler…
●Gerçeklerle bağın koparılmadığı, zamanın ve sorumlulukların unutulmadığı bir dijital dünya umuduyla yaşamalıyız…
●Güzel yarınlar için, geleceğimiz için sağlık ve sevgiyle kalın…

YORUMLAR (1)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL